Kayıtlar

Yasaklı

Ben ayın ta kendisiyim, En karanlık zamanında parlayan Seni o korktuğun yalnızlığa bırakmayan Biraz da yüzünü gülümseten Ben araftan hallice En büyük günahı ve sevabı aynı kişide, sende bulan Dört kitap tarafından da lanetlenmiş ellerim nasıl uzanabilir sana Gözlerine bakmak dahi haramken Dinim sevgidir, aşktır sanırlar Benim asıl dinim sesinde yeşeren huzurdan ibaret Bir daha duymak istemediğim Aynı zamanda son nefesine kadar mahrumiyetinden Tanrıya yakardığım Güneşe yaklaştıkça kanatları yanan İkarus’um ben O Güneş ki ışığımın, gücümün kaynağı Yaşam amacım ve ölüm sebebim O Güneş ki karşımdaki bir çift gözden başkası değil  

Elma

Sen bir elmanın iki yarısının Ruhun kalbin ve aklın olarak ayrılmış Kalbine methiyelerle gelip Aklına hicivler layık görüyorsun Kaldır elini taşın altından Gör bak ne ezmiş karıncayı Uğruna acılar çektiğin o taş mı Yoksa altına koyduğun elin mi Aklına nankör diyor kalbin Kaç kez affetmişsin aileni dönüp de baksın Sinirlisin diyor kalbin Dostlarına kaç defa yalvarmış haberi var mı Bencilsin diye fısıldıyor kalbin Aşk için daha kaç uzvunu feda etmesi gerekir var mı fikri Ey benim yerden yere vurulan Cenaze namazını kendisi kılan aklım Sen kaldır beni Bir sen kaldır ki kimse düşüremesin  Ve düşerken göğe doğru Bir karıncalık kalbimizi de alalım Onu haksız çıkaralım

Orada

  İşte bedenimdesin,   Hücrelerimi titreten heyecan, Kokun eksik kalır mı Uykumu yarım bırakan Sen çoktan gittin sanıyorsun ya hani Bilmem hangi yüzyıldan kalma bir aşkla Kuşlar getiriyor sesini bana Camı da ben açmıyorum inan Ne anlama geldiğini merak ediyordun ya Ben seni görene kadar kazanmaktan Senden sonra ise kaybetmekten korktum Bu yüzdendir sonsuz yükselişim Yanımdasın işte, evimde masamda İnkar etsen ne fayda Karşımdaki senden başkası olamaz Neden mi Sen hayalin bile olamayacak kadar eşsizsin

Tanrıdan Mektup

Ey kul, hala göremedin değil mi? Kaçman boşuna, kafanı yerden kaldır da bak dönüp durduğun çembere. Ayağını her kaldırdığında seni daha da içine çeken bataklığı hisset. İşte sana bahşettiğim hayat bu, istesen dahi ne bir adım ileri ne de geri gidebilirsin. En ufak hareketi denediğinde görmedin mi gazabımı. Bir elmadan sebep oldunuz, sana kıymaz mıyım? Şimdi dön de bak dışarı, gördüğün her çiçek, duyduğun her kahkahayı senden alıp verdim onlara. Ne mi bıraktım sana? Karıncanın ağlayışını yaprakların üşümesini duyacak bir vicdan, yaşamı bırakamayacak kadar acı ve sevmeyi sevme kudreti. Ne mi bırakmadım sana? Cehennemin en tepesinde bile hissedemeyeceğin inanç, en azından kuş tüyünde hissedeceğin huzur. Benden kaçamazsın, gözlerini aç ve seni nelere muktedir yarattğımı gör. Sandığından daha az, gördüğünden daha fazlasın.

Düşmek

İnsan iki kez düşer Hem de en önemli iki gününde Ana rahminden düşer doğarken Toprak anaya düşer ölürken Ben doğarken anamın kalbinden düştüm, Babamın da bedeninden Farkında değildim uçurumun Kalkmaya çalıştım daha da yalpaladım Dala tutundum elimi kestim Bana uzatılan pençeyi el sandım Sonra yukarıya baktım Bir beden daha düşüyordu Düşüşünü izledim, kendimi bir kez daha izledim Vicdanım ağrıdı, ayaklarım buz kesildi Yana döndüm başka bir ruh, başka bir uçurumdan atılmış Son gücümle, kesilmeyen elimle tuttum elini Dost dedim, o da bana kardeş Halen düşüyoruz Düşmenin sonu yok derler Peki kalkmanın zamanı? Herkesi oradan kurtarıp Bedenimi ikiye bölüp Yine ben mi kalacağım Artık düşmek istemiyorum Sadece sonu istiyorum  

Bekleyiş

Ben bir yolda yürüyorum Ucu gözüken ama yakınlaştıkça kaybolan Güzel olan her şeyin önümü kestiği Durdukça sorgulatan, ilerlerdikçe umudumu tüketen Ben bir orman görüyorum Dallardan üzüntü ve sevgi akan Değdikçe bağıran, yok eden Nehrin aktığı tek yer uçurum olan Ben bir ev düşlüyorum Odalarında kapılar olmayan Çocukların içinde koşturduğu Kirasının aş ve sevgiyle ödendiği Ben bir hayat yaşıyorum Dikenli bir yataktn huzur beklediğim Sevdiklerimin ellerim kadar yakın, hayallerim kadar uzak olduğu Beni uyandıran tek şeyin annemin kolları olduğu Henüz bitmedi

Kader

Akşama doğru işten çıkıp evine döndü. Açlığı yorgunluğuna baskın gelip dünden kalan yemeğe dolaba çıkardı ve pişirmeye başladı. Gününü düşündü, neler yaptığını neler hissettiğini. Hemen ardından geçmişin sesini duydu irkildi, yemek pişmişti. Yemeği yutarken boğazının hafif acıdığını hissettti, hemen yemeği bitirip bir mandalina soydu. Bu bir başkaldırıydı intihara. Hasta olamazdı çünkü, çünkü..... Duraksadı, yaptığı eylemi, hasta olma korkusunu düşündü, düşündükçe kayboldu. Mandalinayı yemesi, onun ızdıraplar dolu hayatına daha da ızdırap vermemesi için bir panzehir miydi yoksa yıllardır istediği ölümü geciktiren bir zehir mi? Son dilimi bıraktı odasına çekildi. Bu kadar vefadan sevgiden bahseden bir insan için garip bir evi vardı: ne bir yakının fotoğrafı ne de eşyası. Kendisini bile anımsatacak tek bir şeyi yoktu, içeri birisi girse sadece evin yaşadığı bir ev zannederdi. Biraz dinlendikten sonra doğruldu ve salona geçti, bir sigara yaktı. İşle ilgili birkaç şeyi halletmeye koyuldu. ...

Dönmek

Gözümü kapatsam uyanabilir miyim o yatakta Duyabilir miyim sabahın habercisi kuşları Sarılabilir miyim annemin kanatlarına Dönebilir miyim hiç yaşamadığım o ana Dönmek gerçekten dönmek midir Ne sen aynı sen, ne de zaman o zaman Öyleyse nedir bu bekleyişin sonu Bunca yük olmuş anı,insanlar, hayatlar Bir tek benim mi omuzlarım ağrıyor  Anı sandıklarının sadece sana ait olduğundan Geçti denilen zamanın ağırlığından Öyleyse nedir bu içimdeki gürültü Kollarım bir dağı taşıyabilirken Nedendir ayaklarımın bir çakıla takılması Kulağıma gelen tek uğultu Ne sen Sisifossun Ne de tanrı cezanı veren

Ben

Bu kadar zor muydu kendini sevmen Uykularını bir kez de farklı bir kabus bölse Aynada sadece karşındakini görebilsen Daha merhametli geçmez miydi zaman Bu kadar basit miydi kendinden kaçmak Sevinçlerini başkalarına bağlayıp, üzüntünden sadece kendini mesul tutmak Bir gün de kendin için uyanabilsen Yaşamında başrol olmaz mıydın Bu kadar mı acı geldiğin yeri hatırlamak Anneni, dostunu, sevdiğin kadını  Onları bir anlığına öldürsen Sonsuza dek yaşamaz mısın Sen kendi dünyanda bile yardımcı karaktersin Kimden bekliyorsun tohum olmayı Sen bunca yıl tek şiir yazmamışsın kendine Kimin rüyalarını süslemeyi düşünüyorsun Ben, ben diyememişim anne Şimdi ise sana benzemediğimi mi söylüyorum Sen kendin için yaşadın mı da benden istiyorsun Aklımda tek soru Ben kimim?

Kırıklık

Ne sanıyordun ki Duyduğun onca ses, hayalini kurduğun onca cenaze Akıtabilir miydi gözlerine hapsolmuş yaşları Dönüp duruyorsun dört duvar arasında Acını haykırdığında ne bekledin ki Gök mü yarılsın Musa asasını mı çaksın Yoksa güney iki metrelik yatakta kapana mı kısılsın Herkesi kaybettiğinde ne olacaktı ki Küllerinden mi doğdun Uyandığın güneşe mi gülümsedin Yoksa aldığın zehri mi arttırdın günbegün Bir gün daha atlamadığında ne değişti ki Günahların mı affedildi Atanın toprağına yüz sürebildin mi Yoksa aşağı bakmaya devam mı ettin Allah'a savaş açtın da ne kazandın Şeytan bie yüksünüyor senden Diğer yarını hep sen gömmedin mi toprağa Ne kaldı geriye Bir sen Bir de senden uzak dostunun son çırpınışları

Sisifos

Kaç gün oldu, kaç ay, kaç yıl Daha kaç gece uyanacağım soluksuz kabuslardan Ne zaman hissedeceğim başımı yasladığım ipten yastığın yumuşaklığını Sonsuz uykuyla ne zaman mükafatlandırılacağım Neyi özlüyorum ben Neden bu göğsümdeki sızı Geçmiş mi, gelecek mi Yaşananlar mı, hiç yaşanmayanlar mı Kaç şişe içsem geçer sırtımdaki ızdırap Kaç dil öğrensem anlatabilirim derdimi Ya ben doğru annem yanlışsa O zaman nasıl uyanabilirim sabaha Kaç kez daha beddua etmeliyim ayaklarımdaki prangalardan Kaç ilaç içmeliyim içimdeki paranoyaları susturmak için Ya babam haklı çıkarsa günün sonunda Nasıl kucaklayabilirim çocuğumu Bu kaçıncı şiir, yazdığım  kaçıncı satır Daha kaç sefer çocukluğumu öldürmek zorundayım,kaç kez gözyaşı dökmeliyim Ya onun yüzüne bakamazsam ahirette O zaman boşuna olmaz mı kafamdaki çekirdek

Nisan Güncesi

Bir evim vardı Geç kalınmış bir ev Kapısını anahtarla açmak zorunda kalmadığım Şimdi yedek anahtarlarım var Bir bekleyenim vardı Her gece koşarak yanına gittiğim Şimdi ara sokaklardan yolu uzatıyorum Bir ailem vardı, ben sen o Onlarsız yaşamayacağım Şimdi biri mezarda diğeri daha uzakta Bir umudum vardı Temellerini 2 metrelik bir koltukta attığımız Şimdi 1 metrelik bankta günleri sayıyorum Bir sevgim vardı Her şeyi çözmeye yeteceğini düşündüğüm Şimdi enkazımı toparlıyorum Ne bir yemek hazır, ne bir şişe bira Ne evin içinde neşe var ne de kavga Sadece dünyanın en cesaretli adamı var o yatakta

Senaryo

Saat gece 2 suları, kapıyı açıp içeri girdi, 3 gün önce evden çıkarkenki halinden eser yoktu, bambaşka bir insan olarak girmişti kapıdan. Kolay değildi tabii, aniden çalan bir telefonla ailesinin kaza yaptığı haberini, üstüne daha yanlarına gidemeden ölmeleri. Kimsesizdi artık, ne bir annesi ne de bir babası… Cenazeye kadar uyumamış, insanlar dağıldığında da yalnızca 2 saat mezarları başında gözlerini kapatabilmişti. Eve girene kadar pek bir şey hissetmiyordu, girer girmez başı döndü, duvardan destek aldı. Terlemeye başlamıştı Aralık ortasında, kazağını bir hamlede çıkardı ve derin bir nefes aldı. Mikrodalgaya donuk pizzayı atıp çalıştırdı. Beklerken kapının yanında duvarın  önüne oturdu. ‘Olamaz’ dedi . Bu sırada aniden içeriden bir gölge göründü. -Başın sağ olsun Can! İrkildi, hiçbir şey diyemedi. Üniversitedeki politika profesörü Ali hocaydı karşısındaki. +Hocam siz, nasıl..burada nasıl.. kekeledi -Anlatıcam Can, üstünü giyin elini yüzünü yıka. Salonda bekliyorum. Can ...

Sağır

Gökten cama çarpan haykırışlar Avizenin etrafında uçuşan siyah melek Tabakta küflenmiş elma Hemen yanında sönmeye yüz tutmuş sigara Duvarın öte yanındaki kaderdaşın vuruşları Esen yelle yatağın altından çıkan tozlar Komodinin üstünde sessiz dönen plak Tamamlanmaktan korkan yapboz Yarım şişenin yanında bir bardak, iki tane de çakmak Beyaz çarşafın kurumayı beklemesi Televizyonun hemen yanındaki boş çerçeve Koltukta aldırışsız uyuyan yılan Gecenin son çeyreği ürperten zil sesi Zemine üçer saniye arayla düşen iki sıvı tanesi Öylesine açılmış musluk Ayaklara batan can kırıkları Eline aldığında yayılan ağırlık ve soğukluk hissi Bir santim geride başlayacak olan ince köprü Camı kapatışım

Atlas

Günlerim birbirine ayna tutuyor Günler değil Anılarımın cezbedici kokusu mantığımın üstünü örtüyor  Anılar değil Validemin sıcacık kolları sarıyor uyumaya çalışan ruhumu Herhangi bir anne değil Evvel zaman içinde bir adam varmış Yorgun argın yürürken gökten sırtına zembille bir dünya inmiş Taşımaya başlamış ilk başlarda Sahibinin gelip emanetini almasını beklemiş Gitgide büyüdüğünü hissetmiş yükünün Yeni yeni öğrenmiş gerçeği Büyüyen yük değilmiş Küçülen kendiymiş İnatçıymış bu adam Öyle ki bir karar vermiş Bu sahipsiz yükü bırakmamış Altında ezilmeye bile razı olup devam etmiş Kapısını kilitlediği evdeki ailesi ve Yolda beraber yürüdüğü yakınları taşımasın diye Onu dik tutan şeyin umut olduğunu sanmış Ta ki hakikati görene kadar Deniyor Çünkü Sandığın daha az bencil

Deryada Yapışık Balık

Bilemezdim ki karındaşım Yıllar öncesindeki bedduamın Sonralarında ayaklarında filizlendiğini Öfkemin kurbanısın Göremezdim ki mirasdaşım Elini tutmadığım her anın Hücrelerimin hücrelerinle birleştiğini Bencilliğimin yarasısın Duyamazdım ki kader ortağım Çukurumdan kurtulmaya çalışırken Geçmişin dördüncü katından sarfettiğin çığlığını Akıllanmazlığımın son balkonusun Hissedemezdim ki babamın oğlu Korkarak yüz çevirdiğim kabusların Yıllar sonra gelip sende gerçeğe bürüneceğini Arkamda bıraktığım küçüklüğümsün Bu yüzdendir gözlerine bakmamam

Çığlık

İşte başucumda duran Giyotinle ortadan ikiye ayrılmış göğsüm İçinde parlayıp göğü boyayan  Adem’den kalma saatin yansıması İşte arkamda sallanan Arştan sarkıtılmış bir beden Elinde deryaları susturan Sol köşesinden yırtılmış bir fotoğrafın çığlığı İşte yanımda bana dokunan Kimliksiz bir mezar Çiçeklerinin arasında afetler yaratan Paslanmış kırık bir gözlük  İşte üstümde hayallerimi hapseden Yetim oğlum Arasında benim olmadığım Şah damarından akan milyonlarca kan

Anne

İşte yine üryan kaldım anne Sarabilir misin beni tekrardan  Kolların yeter mi bu koca bedeni tutmaya Gözyaşların tutunabilir mi kirpiklerine Tekrar gülebilir misin bu ürkek yavruna Oturmuş yarım yamalak sana yazıyorum anne Sana gösterdiğim hoşgörüyü anlatıyorum bir güzelliğe Hani yan yana uyuduğun adama gösteremediğim Katilimin yüzüne tükürüp Yardakçısına şiirler yazıyorum  Bir şarkı açık, ufak bi kadeh Oturmuş bekliyorum üstüme deryaları sermeni Beni boğmanı seyrediyorum karanlık bir kuyuda Sanki rahmine geri gönderilmişim gibi Unuttuğun diğer evladını hatırlatırken Kendimi senden unutturmuşum annem Bitti, affetmem üçüncü dünyaya kaldı

Ağ

Ellerimi uzatmıştım kabrimden Aldırmadan geçip gitmen niye o topraktan Bilmez miydin bu ruh bir saç telinden daha savunmasız kalıyor Adının geçtiği alalade bir cümlede bile Hayalinle bile uyurken Gece uyanıp üstünü örtebilir mi bir insan Örtebiliyormuş Peki seninle bin kez konuşup Bin bir kez idama mahkum edilir mi bir insan Ediliyormuş Ya boğaza baktığımda senin silüetini görmem Ardından gelen buruk bir tebessüm Masallardan daha gerçek bir acı Masallardan daha imkansız bir istek Seni düşündükçe aklıma gelen milyonlarca kelime Ve benim en kötü üç beşini bulmam Tam anlamıyla bir bocalama, ahlaksızlık En güzellerini yüzüne bakarken harcamışım çünkü  İçeride bekliyorsun beni  Yeni doğan bir bebekten daha masum ve üryan Ademdense daha kurnaz Sesine doğru geliyorum Yuvama dönüyorum Şimdi terk etme sırası sende

Araf

Sokaktaki boğuk sesler Gecenin zifiri karanlığı Duvar manzaralı bir oda Isınmaya çalışan bir çift beden Ve Ortaya çıkan koca bir ateş Kalabalık bir orkestradan seçilen Beklenmeyen bir isim Muhteşem sarsıntıdan düşerken Elleriyle rahme sımsıkı tutunmuş Yolun sonu aydınlık Ya da ameliyathanenin tepesindeki ışık Birbirine karışmış iki çağrı Kuyruğunu kemirmeye başla Yerine zincirlenecek ayaklar için Çırılçıplak tanrının inlemeleri Gözlerini sana dikmiş yabaniler Bittiğini sandığın daha patikanın başı Ötesinde hayvanların oynadığına inandığın İsa’dan tek farkın Babanın merhametli olması Ansızın kapandı değil mi o kapı Gidip tekmeleyip kırmaya çalıştığın Özleminden yanına gelmiş annen Hiç sormadın değil mi alnındaki oyuğu Biliyorum evet Elimde bir mermi daha var çünkü

Kan

Önümde gözüken bir beden Yan sehpada bekleyen bir balta Gözümde kalan tek anı O vücudu lime lime doğramam Sıçrayan kanlar gözümde Damarlarımı besleyen o kızıllık Her vuruşumda dağılan uzun saçlar Alıp teker teker kopardığım Her kıtırtıda küllerin dansı Gözümde anıları izlettiren Her kaldırışta baltamı Babamın yarım kalmış ayağı Her savrultuda Yalvaran bir çift dolu göz Her indirişimde Öfkemden bin parçaya ayrılmış bir tablo Uyanmışım bir gece yarısı Duvarda asılı kan dolu sap Resimdeki silik yüz babam mı Koşarak yanıma uzanan beni doğuran mı Arkamdan yürümeyi bekleyen karındaşım mı Peki burnumdaki koku Hepsine attığım toprak mı?

Daha Yakın

Bugün uyurken ölmüşüm  Yatağımda solmuş bir gül Üstümü yırtmış bir kedi Ağzında kanlı ciğerim Duvarda yamuk duran bir hayal Dünyaya sığamayıp göklere çıkmış Nefessiz kalıp düşmeye başlamış  Dün gözlerine bakarken soluklanmışım Onlarca dudağın tek bir noktada buluşması  Ellerindeki hançerin kokusu  Güzel bir reçeli andırıyordu Sizi gördüğüm durağa gittim Otobüs çoktan kalkmıştı Şalını düşürmüşsün Yarın çocuğum doğacakmış Pek inanmadığım bir masal Yıllardır göğsümün sol köşesinde duran Ara sıra baskı yapan kimin çocuğuydu Böyle bir hismiş aldatılmak Sabaha karşı buz gibi bir havada Elinde bir çift patikle Yanan lambayı izlemekmiş

Sadece Bir Girdap

Bir düş kuruyorum anne İçine küçük bir ev kurmuşum Sobanın başında yanan kağıt parçaları Elimde bir kadeh konyak Arzularımın ışığında aydınlanan  Devasa bir oda Bir düş görüyorum baba Yan odada bir kale Kalede sen, topun başında ben Ne kadar kazanmak istesem de Vuramıyorum ayak ucumdaki dünyaya Tek bir ihtimal hariç hepsinde kaybedeceğiz Bu yüzdendir seni bırakıp gitmem Bir hayalin ortasındayız kardeşim Kırık cam parçasından sana yansımam İçimdeki yaraların bulaşmış olması Korku ve önünden gelen pişmanlık  Elimi kesmedikçe peşimden koşacak  Bir hayalden yeni çıktım sevgilim Ellerimden tutup omzuma kapanışın Ay ışığında parçalanan gözlerin Gördüğüm en güzel dehşet  Tırnaklarından damlayan asil kan Baş ucundaki dağılmış gövde Hepsi benim Ama  Hiçbiri senin değil

İrade ve Yaratma Süreci Üzerine

Ön Giriş: Çoğu insan yaratmak, üretmek ister lakin bu istek tek başına yetersiz kalır. İnsanı yaratma sürecine sokan, başlatan ve ilerleten bazı etmenler vardır ve bu etkenlerden biri ya da birkaçı olmadığı sürece tam bir yaratma söz konusu olamaz. Bu yazımda bahsi geçen etmenler ve yaratma sürecine değineceğim. 1) ÖZ: Doğuştan gelen özelliklerdir. Yaratma arzusu ve potansiyeli (zeka, yetenek) temsil eder. Yaratma isteği kişiyi alevlendirir, sürece dahil etmeye çalışır; bununla birlikte ortaya koyacağı ürünlerin kalitesinin çoğunluğunu zekası ve yetenekleri belirler. Özgün ve kaliteli edebiyatçılara, filozoflara ve sanatçılara baktığımızda bu konulardaki kabiliyetlerinin normal bir insandan önde olduğunu rahatlıkla görebiliriz. 2) ÖZBİLİNÇ VE CESARET: Sürece başlatan, sürecin devamlılığına ve paylaşılmasına işaret eder. Potansiyeli ne kadar yüksek olursa olsun kişi cesaretini toplayamazsa teorisini pratiğe dökemez. Cesaret bu noktada en önemli araçtır. Sürecin sürdürülebilirliği içinse...

Uyku

Elindeki oyunu bırak küçük Sıra senden çoktan geçti Kafanı kaldırıp bak göğe küçük Söndü üstündeki mavilikler Saatine davran küçük Doldu süre Ayaklarındaki sıcaklığı anımsa küçük Buz oldular bile Leğendeki dostuna gülümse küçük Şimdi yerin yedi kat altında Aynadaki babana bağır küçük Henüz ona dönüşmemişken Seni öpen son kızı düşün küçük Dudakların kanamaya başladı Medet umduğun allaha gül küçük Yarı yolda bıraktığını bilmezken  Hikayeni kısalttığını anla boğazından geçenin küçük Senin tahmininden çok önce benimkinden çok sonra Düştüğünde bir kez kalkma küçük İşte karşında seni izliyor o büyük

Son Bekleyiş

Bir düğün gecesi ayrılığıydı bizimki Işıldayan bir çehre, süzülmüş bir tanrıça Bense sana karşı çıkan şeytan Sen eğlendin bense sana bakıp son kez demlendim İnsanlar evlendi Biz ise ayrıldık Onlar bir yastığa baş koydu Ben ise yastığını savurdum Sen gittin, ben kaldım Yuvasını bulamayan ceylan ben oldum Ama dünyanın en güzeli değil O ceylan şimdi yağmur altında Gidemeyeceğini bildiği halde Aynı yere çeviriyor yüzünü Son görüşümdü güneşi Fakat son bekleyişim asla Söküp attığın pusula hala elimde Ve hala aynı yeri gösteriyor Uzaktan, sana zarar vermeden duruyor Düğün bittiğinde gel

Biz

Küçük bir ada kurdum aklımda Sen ben ve biraz da ekmek Aceleci olmayan yürüyüşlerimiz Sen ve ben Çıkmak zorunda olmadığım merdivenler Sonu evimize giden Belki bir köpek bulurduk  Gözlerinden yaralı Sarardık okyanusun tuzuyla Sen ve ben Gündüzleri tek gördüğüm sen Gece ise Sen ve ben Saçlarının dalgasında boğulan bir çift el Dalgaları tarayan Sen ve ben Gözlerimin kumdan şişmesi Yatağımın başında bir tel Boynumdan ayaklarıma kadar dolanan bir damla Uyandığımda  Yalnızca ben

Çocuk

Bugün gözümden bir damla süzüldü Aktı toprağa, filizlenip yeşerdi Sonra orada bir park canlandı İçinde çocukların oynadığı  Çiçeklerinin su yerine umutla beslendiği Sonra karşımda beliriverdi  Kıvırcık saçlı, gözlerinden hayat belirenen El sallayıp koşmaya başladı kırlarda Oyunlar oynadı, düştü ve kalktı Gel dedi bana  Kırmızı bir bisiklete binip gitti Lastik izleri maviye döndü bir anda Sonra o maviliklerden bir ev çıktı Çocuk annesine sarıldı Ben gülümsedim Çocuk yatağa uzanıp hayallere daldı Ben anladım Babası geldi yanına sokuldu çocuk Ben şaşırdım  Sarılıp bir masal anlattı Ben anlamadım Sabah bana seslendi Ben yoktum

Tohum

Ben bir baba kaybettim Yazarken satırları sandalyemi çektiğim Uğruna tüm çiçekleri feda ettiğim Ve Dinlediğim tüm şarkılarda yüzünü darmadağın ettiğim Ben bir baba kaybettim Ellerinde bana gelirken tüm ışıltıları yok ettiği Miras olarak bir ölüden farksız yarattığı Ve Tüm spermleri arasından en ümitsizini seçtiği Ben bir baba kaybettim bugün Mezarındaki tek şişenin benim olduğu Musalla taşındayken düşmesin diye kolumu yasladığım Bir sarılışına içimdeki kederi boğduğum Ve  Annemin onu hiç sevmediğini  anladığım Ben bir baba kaybettim doğarken Uykumda masallar mırıldanmadığı Düştüğümde sonuçtan çok sebep olduğu Veliahtını amansız çöllerde bırakıp gittiği Ve  Onu kendi elleriyle tereddüt etmeden ateşe attığı Ben babamı kaybettim Öldürdüğüm ilk insanı Aynaya her baktığımda gördüğüm o bedeni Dünya bir düğün hazırlığındayken düştüğüm o cehennemi Masallara konu olacak bu düşmanlığı Ama Ölürken gördüğüm tek kabusu

Cebimde Kalan Son Perde

Gecesi 7 si Toprakta silüetim Çalan son şarkı minareden Yollarda koşuşturan serçeler Uyumayı bekleyen rüzgar Ortaköy'den Ayaş'a kalkan son feribot Buluşmamıza 2 saat 17 dakika kala  Evdeki suların kesilmesi Amcamın sekizinci ölüşü Ve karnını dıştan tekmelemediğim annem Şüphesiz meyvemi vermiştim Ufukta gözüken birkaç kundura Bağcığı çözümlenmiş eteğim Sararan sakal Bunları duymayan bir öğretmen Bir de bunlarla beraber dudağımı ısırman Kediler ulurken yamaçta Doğrusu kan ayağıma sıçramıştı Beni ilk götürdüğün havalimanı  Burnumla ödediğim kara bira Makinistin lavaboya çıkması Seni bırakıp yanı başımızdaki doktoru bıçaklamam Abartılı ağlayışların sevişmemizin ortalarında Arsızca sigarayı çeken ellerim Meryem'den doğma Kim bilir nadiren ihtimal özlemişimdir Kalkan araç benim içindeki oklar hariç Kışlıkları toplamıştım ondan yer yoktu boğazda Her şeye rağmen berbat bir güzellikteydi  

Dünyanın En Güzel Ceylanı

Bugün seni ilk kez terk edişim hayalimde Küçük bir hediye, yüzüne dokunup saçlarında dolanışım Yanağına kondurduğum busem Ve son kez dönüp sana uzattığım bir el İlk ve sondu Başka bir adamın kollarında uyandığın sabah anlayacaksın Kızın benimle tanıştığın yaşına gelmiş Akıttığın gözyaşları evrendeki yıldız sayısını geçmiş Ben ise hep aynı yaştayım bir küçük fotoğrafta Zamanı yenmiş ama seni kaybetmiş bir fotoğraf Seni ve kendi çocukluğumdan çok uzakta bir fotoğraf Nefret edeceksin benden Lanetler okuyacaksın tek hatırladığın beni son görüşün olduğunda Gözlerin dolacak belki de Evladının babasına her koşuşunda Affet Bir zaman gelecek Günlerini paylaştığın dostların seni hançerlemiş Sevdiğin insan seni terk etmiş Ve Hayat sandığın şey sana bahsettiğimden çok daha boktan Göğsünde duran bana bakacaksın İsmim sana gösterecek yolunu Doğru olmasa bile yalnız olmayacağın bir yol Her zaman toprağın altını gösteren Ve Sana kollarını açan bu bedeni Yıllar geçecek sevgilim Dünya daha çok soğuyacak...

Bir Ölüden Vasiyet

Sevgili adaşım Ben sandığından daha yakınında yaşayıp Tahmin edemeyeceğinden çok daha uzaktaki bir deryada boğularak can veriyorum Gözümün gördüğü biricik şey balıklar Kulağımda basıncın nişanesi Ağzımda çıkamayan tonlarca çığlık Dilimde ölümün tuzu Ve Omuzlarımda çırpınışımın son bitkinliği Sevgili adaşım Arkamda kocaman bir dünya bırakıyorum  Azıcık da yazı Bir kitap etmeyecek kadar Oğlum beni bekliyor çoktandır Gitme vakti yaklaşıyor  Belki de son çağrısı bana Yolumun sonunda çiçekler açmıyor belki Veyahut mutlu değilim Lakin beni özleyen bir ailem var orada  Kayıtsız kalmam imkansız  Konuşmaya devam et, tebliğe asla Sevgili adaşım  Ben ki  Senin hissedemediğin acının nihai sorumluluğunu üstlenmiş Sevemediğin kadınları terk etmiş Dünyadaki tüm çocuklar için kendini feda etmiş Ve İstanbul’dan Kazvin'e tüm topraklara kanının kokusu sinmiş Bir canım Sevgili adaşım Hikaye bitmek üzere..

Serkeş

Karşımda dikilmiş bakıyorsun kanlı gözlerle bana Ta Sahra'dan duyuluyor içinde kopan yaygara Unutma ki bu gam keder  İçindeki son tohumu da yok edecek yaka yaka Latifeler yağdırıyorsun durmadan Hiç mi hicap duymuyorsun kendini hapsettiğin bu deryadan  Demedim mi bu işin nihayeti kulumak Yaşayacağını sanıyorsun çehrende ırmaklar boşalmadan Biliyorum ki zikrettiklerim ehemmiyetsiz senin nazarında Sen istemezsen çark dönecek bugün de yarın da Şayet altında yatan ele tutunursan bir zaman Açacaksın gözlerini tahayyül edemeyeceğin kadar ırakta

Bağımlılık

Dünyaya yükten başka bir şey olmadığını anlamak bu kadar mı meşakkatli   Sıkılmadın mı her gece içinde sevdiklerinin cenazesini kaldırmayı Dürüst olamadın mı kendine aile fotoğraflarına bakarken  Yıkılmadın mı sırtındaki kamburla yaşamaktan Bunlar gerçeğin içindeki küçük yalanlar Dön de bak yanına, kimsen kalmadı Babanın seni terk ederkenki ayak seslerine kulak ver Bir merdiven çıkamıyorken ağla ve aynadaki bedenine öfkeni kus Kurtarabildi mi o rahatsız düşüncelerden sevdiğin kız Geciktirebildi mi evde bir yabancı barındırmak Yüzüne bir tebessüm kondurabildi mi sığındığın taştan zekan Ey aciz ruh! Gözlerinden zincirleri kırmak istiyor damlalar Neden hala enjekte ediyorsun o zehri hayatına Madem yok diyorsun buradan çıkar yol Aldığın nefes niye Unutma ki sen Sevdiklerinle var olan aciz bir sıfat Aileni ıssız çöllerde arayan bir güruh Ve  İçinde dünyalar yaratmaya uğraşan hasta bir çocuksun Kurtul artık.

İntikam-ı Doğa

Ah sevgili seni yıkıp gömdüğüm toprağa bakmadan uzaktan yazıyorum bunları Belki yosun tutmuş ellerinle uzattığın abı hayatı içseydim Belki o gün seni ıssız bucaksız tepede terk etmeseydim Hatta belki de bana sarıldığında kalbimi çarptırabilseydim Beraber uçuyor olurduk saçlarımdan koyu karanlıkta Ve senin eleyerek sunduğun sevgine tükürmeseydim bir yağmurun hırçınlığıyla Güneşi gözlerimin içine alabilirdim Tüm o zelzeleri, hayatımın köşesinde olan o büyük tufanı ve sağ bacağımı kaybetmemi senin lanetine bağlamasaydım Parmağımda özgürlüğün nişanesini taşıyor olurdum Düşünürken bir gece yarısı yorgun ve bayık Gözümde canlanıvermişti minik bedenin Ve Işığın bile ulaşamayacağı gözümün en derinine kulum kölem olmaya hazır bakışların Bunlar senin geç gelen intikamın Benim ise erken vuku bulan pişmanlığım Şimdi benden bir yıldız kadar uzaktasın Uzak ve bir o kadar albenili Kainatın en güzel yüzünü parçalayan ellerimle yazıyorum bunları İçinde, doğanın en dibinde, yazıyorum.

Çaresizlik

  Uzun zamandır böyleyim belki 2 yıl belki daha fazla. Önceleri olabildiğince çevreye karışmış, (kendi hayatım) kavramı olmayan, yoldan geçen insanlarla bile tanıdık çıkan, evde duramayan ve kızlarla arası iyi biriydim. Yapabildiğim ve merak ettiğim her şeyi yapmaya çalıştım ve bunlar ilk zamanlar muhteşem bir haz veriyordu. Geceleri sokaklarda geçirmek, sınavlarda kopya çekmek, sevişmeler , çektiğim otostoplar, içtiğim ilk esrar içişim ve bir odamın bile olmaması... Nasıl unutabilirim ki bunları? Böyle süreceğini düşündüm, belki de istedim, fakat yıllar sonra patlak verdi. Lise son ve kendimle baş başa kalmaya başlamamla arkada bırakmaya başladım her şeyi. Artık beni arayan insanlar, oradan oraya yürüdüğüm sokaklar ve beni seven kızlar yoktu, bunların yerine kin, düşmanlık ve haset vardı bana karşı. Bunları benimsemem zor olmadı başlarda sonuçta yeni bir hayatın ilk meyveleri, nasıl koparabilirim olgunlaşmadan? Böyle yaşamaktan keyif almıyordum ama kendi özüme gitgide yaklaşman...

Güruh

Ey benim aciz bedenim  Yetmedi mi bu keder, acı Hala niye bekliyor seni, köşede duran darağacı Yorulmadın mı sırtında taşıdığın o kamburdan Biliyorum bırakıp gitmek zor bu zincirleri Ama yaptığın haksızlıklar da derbeder etmiyor mu ruhunu Ne olacak ki bir çocuk yaşatmak istiyorsan içinde Ver kendini düşünemediğin kadar uzak olan ölüme Mezarına bir gül bırakacak el yokken Ah cânım hayat, bu serzenişlerimi hiç mi duymadın küçüklüğümden beri Neden kabul etmedin o çocuğun hıçkırarak ağlarken ettiği duaları Ne farkın kaldı şimdi Deccal'den Bir başına bıraktın beni Ben de insandım düşünmeden önce  İsterdim sarılıp tutunduğum hayallerle yaşamayı Bana bir öpücük verseydin  Ağlamak istiyorum ey tanrım! Gözlerim çoktan kurudu Verdiğim gözyaşlarını hemen getir bana Saat yaklaşıyor zira Duy beni, ellerimden tut