Çaresizlik
Uzun zamandır böyleyim belki 2 yıl belki daha fazla. Önceleri olabildiğince çevreye karışmış, (kendi hayatım) kavramı olmayan, yoldan geçen insanlarla bile tanıdık çıkan, evde duramayan ve kızlarla arası iyi biriydim. Yapabildiğim ve merak ettiğim her şeyi yapmaya çalıştım ve bunlar ilk zamanlar muhteşem bir haz veriyordu. Geceleri sokaklarda geçirmek, sınavlarda kopya çekmek, sevişmeler , çektiğim otostoplar, içtiğim ilk esrar içişim ve bir odamın bile olmaması... Nasıl unutabilirim ki bunları?
Böyle süreceğini düşündüm, belki de istedim, fakat yıllar sonra patlak verdi. Lise son ve kendimle baş başa kalmaya başlamamla arkada bırakmaya başladım her şeyi. Artık beni arayan insanlar, oradan oraya yürüdüğüm sokaklar ve beni seven kızlar yoktu, bunların yerine kin, düşmanlık ve haset vardı bana karşı. Bunları benimsemem zor olmadı başlarda sonuçta yeni bir hayatın ilk meyveleri, nasıl koparabilirim olgunlaşmadan? Böyle yaşamaktan keyif almıyordum ama kendi özüme gitgide yaklaşmanın verdiği güç, merak ve huzursuzluk derecesindeki huzur beni içine çekiyordu.
Yaklaşık 1 sene sonra içimde bazı sesler patlamaya başladı. Akli dengemi gitgide kaybettiğimi hissediyordum: Dostum dediğim insanlardan sıkılıyor; ailemle iki kelime konuşamıyor ve dokunduğum, öpüp seviştiğim bedenlerden eski hazzı alamıyordum. Neredeyse tamamen kendimle yalnız kalmıştım. Ben ve Güney, iki kişilik bir yalnızlıktı bu. İnsanlara olan tiksintim arttıkça hayallerle ve eşyalarla konuşurken buluyordum kendimi. Kısacası günlerim bir yatak çevresinde kitaplar, düşünceler, hayaller ve nesneler silsilesinde geçiyordu.
Üniversite başladı, içimde beni harekete bile geçiremeyecek ufak bir heyecandan başka bir şey yoktu-bu heyecan da yer değiştirmeden dolayıydı-. Bir koca dönemi uyuyarak, deliler gibi içerek ve kendime yakın bulduğum bir dostumla oturup tiratlar atarak geçti. Artık gözlerim bulanık görüyor, güneş ışıklarından bir haber ve sürekli kendi kendime danslar edip sanrılar geçirir bir haldeydim.
Bir şeyler yapmalıydım, bu ölmüş bedenle ruha az da olsa su vermeliydim. Dost bulmaya gerek yoktu zira her gün görüştüğüm insan bunu karşılıyordu. Derslere olabildiğince girmeye başladım, öğlen uykularımı kestim ve alkolü devasa derecede azalttım. İçimdeki acı geçmiyordu ve gitgide büyüyordu, yazmaya başladım uzun zaman sonra ama acımı arttırmaktan başka bir şey yapmadı-bir de alkolsüz gitmiyordu melet-. Sevip sevilmek istedim, dolaşıp konuşmak, sarılıp sevişmek istedim.Birkaç kız geldi, geldiği gibi yok oldular. Peki sorun neydi? Olduğum gibi davranmak mı yoksa sahteliklerden duyduğum iğrenti mi? Hayattaki en iyi yaptığım şeyi yapmaya devam ettim: denemek. Hep denedim(hala de devam ediyorum) fakat hep yenilgiyle sonuçlanıyordu Zaman, akıl ve özellikler gerçeklik kavramım iyice çöküyordu. Uzandığım her el beni boğmaya çalışıyordu ve bu durum çıkılmaz bir çukurla derin bir öfkeye dönüşüyordu.
Şu an büyük bir aralıktayım, iki büyük uçurum; ayağım kayıyor biliyorum ama hangi taraf kestiremiyorum. Sonumu bile bile devam ediyorum kahraman gibi ama artık iyice yaşlandım, başımdaki ağrılar, gözlerimdeki bayıklık ve uykusuz, titreyerek,şarkılar söyleyerek geçen geceler beni çok yoruyor. Sırtımdaki iki yük üç yüke çıktı ve bu beni sadece derin bir kedere sürüklüyor. Cennetten bahşedilmiş gibi görünen zekam cehenneme götüren elmadan farksız bunu biliyorum.
Bu bir döngü ve ben ne en baştayım ne de sonda, bilinmezliğin bilgisinin yükünü kaldıracak bir ruhum varsa bile vücudum çoktan diz çöktü ve bunları yazarken dişlerimi sıkıyor içimdeki tükenmişliğe son kalan birkaç mermiyle devam ediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder