Senaryo

Saat gece 2 suları, kapıyı açıp içeri girdi, 3 gün önce evden çıkarkenki halinden eser yoktu, bambaşka bir insan olarak girmişti kapıdan. Kolay değildi tabii, aniden çalan bir telefonla ailesinin kaza yaptığı haberini, üstüne daha yanlarına gidemeden ölmeleri. Kimsesizdi artık, ne bir annesi ne de bir babası… Cenazeye kadar uyumamış, insanlar dağıldığında da yalnızca 2 saat mezarları başında gözlerini kapatabilmişti. Eve girene kadar pek bir şey hissetmiyordu, girer girmez başı döndü, duvardan destek aldı. Terlemeye başlamıştı Aralık ortasında, kazağını bir hamlede çıkardı ve derin bir nefes aldı. Mikrodalgaya donuk pizzayı atıp çalıştırdı. Beklerken kapının yanında duvarın  önüne oturdu. ‘Olamaz’ dedi . Bu sırada aniden içeriden bir gölge göründü.

-Başın sağ olsun Can!

İrkildi, hiçbir şey diyemedi. Üniversitedeki politika profesörü Ali hocaydı karşısındaki.

+Hocam siz, nasıl..burada nasıl.. kekeledi

-Anlatıcam Can, üstünü giyin elini yüzünü yıka. Salonda bekliyorum.

Can ilk bulduğu tişörtü giyip soğuk suyu yüzüne çarptı.

-Biliyorum şaşkınsın, her şeyi anlatamasam da özet geçeceğim.  Dersler, seninle sohbetlerimizin yanı sıra yazdıklarınla ilgileniyoruz uzun zamandır ve o gün bugün.

+İlgileniyoruz?

-İktidar olarak yaşlanan partimize genç bir ekip arıyoruz, dinamik zeki ve öngörülü bir ekip. Bu iş için ben görevlendirildim. Yazılarını hepimiz okuduk Can.

Yanında duran kağıtları alıp okumaya başladı.

‘İyi bir lider olabilmek için zeka ve yetenekten çok daha fazlasına ihtiyaç vardır. Gerçek bir liderin ailesi olmaz,(sevdikleri, çocukları ya da dostları) ona keyif veren bir hayatı ve arzuları olmaz olamaz. Kendi hayatından ümidi kesen bir lider ancak başarılı olabilir.’ 17 Nisan 2020

‘Liderleri insan statüsünde değerlendiremeyiz zira onlar asla birey olamazlar. Sevinçleri, üzüntüleri, öfkeleri yoktur, olamaz. Yaptıklarından iyi ya da kötü bir şekilde sorumlu olmazlar. Hiçbir insan gerçek bir liderin yerinde olmak istemez çünkü liderler halkın kuklası ve hizmetçisidir.’ 20 Ekim 2020

-İşte Can, bu yazdıkların… Hem sıra dışı hem de korkutucu. Bunları yazarken kimleri örnek aldın?

+Tüm büyük liderleri hocam.

-Böyle bir liderin olduğunu pek sanmıyorum.

+En azından benim kafamdakiler öyle.

-Siyaset enteresan bir olgudur Can. Derslerde de bahsettiğim gibi: hayalden ve gerçekten eşit derece uzaktadır. Bunları yazdığına göre kendinden de bir parça katmış olmalısın. Sen böyle bir lider olabileceğini gerçekten düşündün mü? Hafif gülerek’

+ Düşündüm hocam. Gerçekleşmeyecek kadar az,yazıya dökebilecek kadar gerçek düzeyde.

Ali hoca bıyık altından gülmesine devam etti

-Sana tek seferlik bir teklif yapmaya geldim Can. Gençlik ekibimizin başına geç, seni eğitelim ve potansiyelini beraber görelim. Doktoranı bitirmeye 1 dönem kaldı. Geçinebileceğin düzeyde maaşın da olacak hiç merak etme.  Senden tek isteğimiz her şeyinle bu işe odaklanmak.

+  Tüm şaşkınlıklarımı bir kenara bırakıyorum hocam ama teklif yapmak için bu günü mü buldunuz? Ailemi toprağa yeni gömdüm, bayılmama ramak kaldı ve siz burda…

-Tam da bu gün doğru zaman Can. Artık kaybedecek kimsen yok, kimsesizsin.

Can karnına sıkı bir yumruk yemiş gibi irkildi, boğazı düğümlendi. Hocası haklıydı, gerçekle şimdi yüzleşebilmişti. Bu saatten sonra hiçbir şeydi. Niye yaşıyordu ki? Ne arkasından ağlayacak birisi kalmıştı ne de kafasındaki sesi bastıracak bir dış ses. Hayır hayır şimdi ölemezdi, en azından denemeliydi. Hem zaten hastalığı…

+ Kabul ama benim de kurallarım var madem tüm hayatımı bu işe adayacaksam. Ekibimi kendim oluştururum, kimse beni takip edemez ve herkesle aracısız bir şekilde görüşürüm.

-Haha! Zekan beni yine şaşırtmadı Can. Buna benzer kurallar koyacağın için üstlere bildirmiştim. Ek bilgileri yarın sana aktaracağız.

Ali hoca kapıyı tam açacakken arkasına dönüp:

-Bu arada.  Evinde son geceni iyi geçir, yarından itibaren bir daha eski hayatını bulamayacaksın.

Kapıyı çekip gitti.


Sabah 7 gibi uyandı Can, topu topu 2-3 saat uyuyabilmişti zaten. İçindeki boşluk büyüyordu sanki, kulağında ailesinin yankıları… Telefon çaldı, arayan Ali hocaydı, 1 saat sonra oturumun başlayacağını ve en geç 15 dakika kala gelmesi gerektiğini söyledi. Hemen hazırlandı, düz beyaz bir gömlek,siyah pantolonla  ayakkabı,  üstüne de bir ceket. Parti binasına 20 dakika kala yetişmişti. İçi de en az dışı kadar gösterişliydi binanın: yüzlerce oda, altın kaplamalı lüks eşyalar ve bir sürü janti insan. Heyecanlanmıştı yaşadığı onca şeye rağmen, ülkenin şah damarında olduğunu hissediyordu. Derken Ali hoca karşıladı onu.

-Hoş geldin Can, çok şık olmuşsun. Birazdan konferans başlayacak ve gerekli bilgiler sana verilecek, benim işim buraya kadardı, şoförler yarın istediğin eşyaları alıp yeni dairene taşıyacaklar gerekli listeyi bugün hazırlarsın. Son olarak nerede olduğunu asla unutma, sen sadece bir denemesin, diyeceklerini iyice tart öyle söyle. Acil bir durum olursa telefonum açık.

+ Teşekkürler hocam ama yüksek lisansımın bitmesine 4 ayım var, dersler..

-Böyle küçük şeylere takılma, hepsini hallettik 4 ay sonra diploman eline ulaşacak. Görüşürüz.

Sade bir tokalaşmadan sonra Ali hoca ayrıldı. Artık bu koca ve farklı dünyada tekti. Görevlilerin yardımıyla konferans salonuna gitti, içeride bir sürü milletvekili, bakan ve danışman vardı. Koltuğa oturana kadar karşısına çıkan herkesle nazik bir şekilde selamlaştı. Oturalı 10 saniye bile olmamıştı ki herkesin ayağa kalktığını gördü. Evet gelen oydu, baş koltuğun sahibi, binevi devletin sahibi. Televizyondaki halinden daha yaşlı ama bir o kadar da kendinden emin bir duruşu vardı. Gözleri devletin yegane sahibi benim diyordu, Can bu bakışlardan biraz hayranlık çokça da tedirginlik duymuştu. O oturduktan sonra herkes yerine geçti ve oturum başladı. Önce ülkenin gündemindeki konulara değindi: işsizlik ve enflasyon en kritik konulardı her zamanki gibi. İstihdamı sağlamaya yönelik fikirler ve sıcak para için yöntemler tartışılmaya başlandı,ne gibi bir hamle teklifi yapılabilrdi ? Seçim olalı 1 buçuk yıl olmuştu ama ekonomik hedeflerin büyük bir kısmı halen gerçekleştirilememişti. Birçoğu var olan fabrika ya da kuruluşların birkaçını satmayı savunuyor, bir kısmı da tüketimi artırıp ekonomiyi canlandırmayı söylüyordu. Sırayla söz alanlar fikirlerini söylerken Can bir anda elini kaldırdı. 1-2 dakika sonra Başkan’ın dikkatini çekti ve söz verdi.

-Saygıdeğer üyeler, ülkemizin özellikle son yıllarında ciddi bir sorun haline gelen ekonomik krizin çözümü aslında çok basit ama bir o kadar da zordur. Öncelikle devlet sahip olduğu herhangi bir  kuruluş, fabrika ya da rezerv satmak zorunda değildir ve satmamalıdır da. Uzun vadeli ekonomik krizlerin bir ayağı budur, halk nezninde de hoş karşılanmaz. İkinci olarak tüketim arttırmanın kalıcı hiçbir çözüm üretmediğini, aksine fiyat artışlarına sebep olduğunu son 10 yıldır görüyoruz. Son seçimde oy oranımızın ciddi bir düşüş yaşama sebeplerinin başında bu fiyat artışları gelmektedir. Çözümü basit: üretim. Üretimi arttıramadığımız hiçbir durumda keskin ve kalıcı bir dönüş yaratamayız: zamlar ya da faiz arttırımı gibi kemer sıkma politikaları halkı kendimizden daha da bezdiriyor. Diğer konu olan işsizlik de bu sorundan kaynaklanıyor, enflasyon artıyor, orta direk eriyor ve halkın büyük çoğunluğu karşılığını alamayacağı işlerde çalışmak istemiyor, ayrıca üretim yetersizliğinden dolayı zaten işçi gereksinimi de gitgide azalıyor. Yeni atılımlar  yapmalıyız, silah, otomobil ya da diğer sanayi ürünlerinin üretimine dahil olmalıyız.

+Peki, dedi Başkan. Bu dediklerin güzel ve akla uygun şeyler. Fakat düşünmesi zor şeyler değil. Biz bunları yıllardır düşünüyoruz genç adam. Peki gerekli sermayeyi dediğimiz yollardan başka bir şekilde elde etmemizin bir yolu mu var?

Can tekrar elini kaldırdı ama bu sefer ilki kadar cesurca değildi, söyleyeceklerini önceden iyice düşünmeye çalışıyordu.

-Sayın Başkanım pek tabii haklısınız.  Mecliste üretime yönelik olumlu söylemler hep olmuştur. İlaveten bu konuyla ilgili düşüncemi tarafınıza arz etmek isterim. Meclis ve saray harcamalarının 3 aylığına kısılması talebinin meclise sunulması ve  yapılan birikimin kamuoyunda anlık paylaşılmasını talep ediyorum.

Salonda ufak tefek gülüşleri duyabiliyordu. Sinirlenmişti ama kendisini tutmalıydı, sert bir mizacı vardı ama artık değişmeliydi. O artık çocuk değildi, hele ki az önce yaptığı konuşmadan sonra.

+Devletin parasını çar çur ettiğimizi mi söylüyorsun?

-Tabii ki de hayır saygıdeğer Başkan. Her harcamanın bir gerekliliği vardır elbet bu konuda bir  yorumda bulunmam ihtimal bile  değil. Fikrimin asıl amacı halkın bize olan sevgisini, sadakatini ve inancını arttırmak; şu anda en çok isteyecekleri şey  budur. Onlar için gerekirse kendilerinden feragat edecek  bir parti. Ek olarak böyle bir devlet içi tasarrufu gördükten sonra eminim halk da elini taşın altına koyup bizi yalnız bırakmayacaktır.

+ Bundan ne kadar eminsin?

-Sizin halka duyduğunuz güven kadar Başkanım.

+ Benim halkıma olan güvenim bakidir. Bu dediklerinin mecliste hoş karşılanacağını düşünmüyorum. İttifak kurmaya çalıştığımız partilerle de olumsuz izlenimler doğurabilir.

-Böyle bir teklif sunarak asıl olumlu izlenimi kazanabiliriz. Milletvekillerinin kabul etmeme durumunda kamuoyunda üstün taraf yine biz olacağız, halk ona yardım etmeye çalıştığımızı ama engellenmeye çalışıldığını görecek. Teklifi yaptıktan sonra sorumluluk bizim üstümüzden kalkmış olacak, diğer partilerin de bizim gibi düşünmemeleri için ortada bir sebep yok.

+Her şeye rağmen riskli, ama üstüne tartışılabilir. 15 dakika mola.Sen, genç adam benimle gel!

Can’ın kalbi sıkışmıştı, uzun zamandır böyle iddiali konuşmamıştı, belki de hiç. Annesi, babası, kardeşi gözünün önünden gitmiyordu ama toparlanmalıydı; devletin başıyla konuşacaktı şimdi. Ayakları titreyerek salondan dışarı çıktı.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elma

Orada

Yasaklı