İrade ve Yaratma Süreci Üzerine
Ön Giriş: Çoğu insan yaratmak, üretmek ister lakin bu istek tek başına yetersiz kalır. İnsanı yaratma sürecine sokan, başlatan ve ilerleten bazı etmenler vardır ve bu etkenlerden biri ya da birkaçı olmadığı sürece tam bir yaratma söz konusu olamaz. Bu yazımda bahsi geçen etmenler ve yaratma sürecine değineceğim.
1) ÖZ: Doğuştan gelen özelliklerdir. Yaratma arzusu ve potansiyeli (zeka, yetenek) temsil eder. Yaratma isteği kişiyi alevlendirir, sürece dahil etmeye çalışır; bununla birlikte ortaya koyacağı ürünlerin kalitesinin çoğunluğunu zekası ve yetenekleri belirler. Özgün ve kaliteli edebiyatçılara, filozoflara ve sanatçılara baktığımızda bu konulardaki kabiliyetlerinin normal bir insandan önde olduğunu rahatlıkla görebiliriz.
2) ÖZBİLİNÇ VE CESARET: Sürece başlatan, sürecin devamlılığına ve paylaşılmasına işaret eder. Potansiyeli ne kadar yüksek olursa olsun kişi cesaretini toplayamazsa teorisini pratiğe dökemez. Cesaret bu noktada en önemli araçtır. Sürecin sürdürülebilirliği içinse kişinin kendini tanıması ve ona göre hareket etmesi gerekir (özbilinç). Son olarak da ürününü açık sulara salabilmesi için de cesaret ve özbilincini kullanması ve ona göre hareket edip çevrenin tesirini en aza indirgemesi mühimdir.
3) GÖZLEM VE BİLGİ BİRİKİMİ: 2. maddedeki özellikleri ortaya çıkaran, kişinin asıl güç kaynağı olan kısımdır. Kişi deneyimledikleri ve okuduklarıyla bakış açılarını geliştirir ve olabildiğince kuvvetli bir anlatımla kağıda ve okuyucularına anlatmak istediğini aktarabilir. 1. maddedeki ÖZ'ü de ciddi manada besleyebilir.
4)ACI: Yaratma sürecindeki en elzem noktadır. Kişi önlenemez bir acıyla karşı karşıya kalmaktan ziyade onu kendi tarafında görüp benimsemelidir. Ek olarak ifade etmek gerekirse: Burada söz konusu acı somut olarak, dıştan gelen veyahut kısa süreli depresyonlardaki üzüntü ve kederle karıştırılmamalıdır; bu acı insanı içten içe kemiren, onu harekete geçiren, kinetik enerjisini azaltıp soyut enerji(istek ve arzu) yaratan bir unsurdur. Kişi zaman ve mekandan bağımsız bu acıyı hissetmeye başlar ve fark etmeden hücrelerine kadar taşır sonrasında da üretmeye başlar ve bu olayın sonu gelmez. Diğer bir deyişle, acı , ürünün ham maddesidir ve geriye (yukarıda belirttiğim diğer unsurlarla) onu şekillendirmek kalır. Yaratmanın bedeli ve sorumluluğu acıdır ve bu kaçınılmazdır, insan bir kere bundan kurtulursa artık geriye eskisinden çok daha büyük bir boşluk ve işe yaramazlık hisseder.
Süreç: Kişi çevresinde gördüğü ya da bizzat yaşadığı olaylarla büyük bir denizin içinde bulunur ve kendini bir şekilde ölümsüz kılmak ister. Bazı insanlar spor yapar, bazıları sanatla uğraşır, bazıları akademik kariyer ya da maddi imkanlarını genişletmenin peşindedir, bazılarıysa hiçbir şey yapmaz sadece anlık durumlarla mutlu olur. Öte yandan bir kısım da yazmak ve düşüncelerini kağıda döküp bir şeyler üretmek ister. Bunun için planlar yapar ve bu ilk aşamadır. Ne konuda ve ne tarz yazmak istediği hakkında karar kılar ve bunun sürece etkisi(bana göre) azdır. Çünkü her insan gerek can sıkıntısı gerekse kendini göstermek için kafasında planlar kurar ve teoriler üretir, bu insanın günlük aktiviteleri arasındandır fakat ortada bir şey eksiktir: cesaret. Kişi o cesareti, benlik algısıyla harmanlayıp bir anda patlak verdirmelidir ki ani bir enerjiyle o çark dönmeye başlasın. Çünkü yaratma sürecini somut bir işleyişe benzetecek olursak; makinelerin kalitesinin kişinin özüne, üretimin yapılışı ve tarzının bilgi birikimine, ürünün hammaddesinin acıya ve son olarak da sistemin çalışmasını başlatacak enerjinin de cesarete tekabül ettiğini söyleyebilirim. Kişi işe başladıktan sonra ilk ürününü ortaya koyar ve diğer ürünü için düşünmeye devam eder fakat önceki yazdığı eseri de ister istemez aklının bir köşesinde hep kalır. Acaba eksik mi yanlış mı diye içi içini yer. İşte bu düşünceler oluştuğunda ürününü piyasa sunmalı ve gelecek mantıklı ve yapıcı yorumları, eleştirileri beklemelidir fakat burada hayati olan mesele: gelen her eleştiriye kulak asmamalı ve gerçekten içten bir şekilde hak verdiği konularda alış-veriş yapmalıdır çünkü unutmamalıdır ki her insan bildiği bilmediği her konuya burnunu sokar ve karşısındakini yermek için elinden geleni yapar. İlave olarak yazı konusunda ‘üstünlük’ kavramı olmadığı için kişi kendisini herhangi birinden bu konuda üst ya da alt görmemelidir çünkü bu koca denizde yan yana dursanız bile diğer hiç kimseye tam olarak dokunulamaz, kısacası yalnızsınızdır ve kendinizle bir yarış halinde de değilsinizdir zira yazı işi yığılımlı ilerlenen bir mesele değildir. Kişi bu olayları da görüp çözümledikten sonra geriye tek bir şey kalır: acı yönetimi. Eğer yazmak ve üretmek istiyorsa içinde onu tetikleyen sıkıntıyı acıyı yok etmemeli ya da bunun için çırpınmamalı öte yandan da bu acıyı hayatının temel alanlarının( yeme içme sosyallik sağlık) sınırından içeriye sokmamalıdır çünkü yaratma süreci ve devamlılığı için belli bir sosyallik ve kendisini aciz kılmayacak bir sağlık( gerek fiziksel gerek ruhsal) şarttır.
NOT: Kişi, yarattığı eserinin kusurlarının olmasını insan olduğu dolayısıyla kabul etmeli ve kusursuz denilen bir eserin olmayacağını bilinçli bir şekilde anlamalıdır( özellikle tabulaştırılan yazarlar, eserler ve ebedi tarzlara karşı). Çünkü unutulmamalıdır kişinin amacı ya da aracı ‘kusursuzu bulmak’ değildir, kendini bulmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder